Hoşgeldiniz.

ülkemizde ilk müzecilik, ülkemizde müzeciliğin tarihi Türkiye'de Müzecilik ve ilk Müzeciler Müzeler Tarihi ve Kültürel mirasların sergilendiği önemli kurumlardır. Müzeler ülkelerin Kültürel ve Tarihsel değer
  • 5 üzerinden 3.50   |  Oy Veren: 2      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Türkiyede ilk müzecilik, türkiyede müzeciliğin tarihi

    Sponsorlu Bağlantılar




    ülkemizde ilk müzecilik, ülkemizde müzeciliğin tarihi

    Türkiye'de Müzecilik ve ilk Müzeciler Müzeler Tarihi ve Kültürel mirasların sergilendiği önemli kurumlardır.


    Türkiyede ilk müzecilik, türkiyede müzeciliğin tarihi-muze.jpg

    Müzeler ülkelerin Kültürel ve Tarihsel değer taşıyan yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin sergilendiği kurumlardır. Toplumların asırlar boyu yeraltında kalan ve geçmiş medeniyetlerin tüm izlerini taşıyan sanat ve bilim eserlerinin, büyük bir özenle korunarak gelecek nesillere aktarılması bakımından Müzelerin işlevi ve önemi her gün daha iyi anlaşılmaktadır.
    Sadece Tarih boyu eski dönmelerde yaşamış toplumların kültür ve medeniyet miraslarının değil, aynı zamanda insanlığın tüm evrelerini, yaşanan doğa olaylarını da bütün boyutları ile inceleyen ve bu konularda oluşan bilgileri derleyerek eserler üreten önemli merkezlerdir Müzeler.
    Ülkemiz tarih boyu bir çok medeniyetlerin yaşadığı, kurulup yıkıldığı, doğa olayları ile yok olduğu büyük ve çok zengin yer altı değerlerine sahiptir. Ne var ki, Türkiye’de müzecilik düşüncesi yerleşmediğinden 19. yüz yıl ortalarına kadar birçok tarihi eserimiz yurt dışına kaçırılmıştı. Bugün hala bu eserleri geri alabilmek için uğraş verilmektedir.
    Bugünkü anlamında olmasa da, ilk müzecilik fikri 1846 yılında Sultan Abdülmecid zamanında oluştu ve Ahmet Fethi Paşa, Padişahın emri ile eldeki silahları Aya İrini Kilisesi’ne yerleştirdi. Ancak sık taşınmalar ve yönetici değişiklikleri halka açık bir müze oluşmasını engelledi.
    1876’da Askeri müze ile Arkeoloji Müzesi birbirlerinden ayrıldı, 1881 yılında ise müzenin başına Osman Hamdi bey getirildi.Tanınmış bir ressam olan Osman Hamdi bey, Türkiye’de ilk Batılı anlamda müzecilik çalışmalarını başlatan kişi olmuştur. Osman Hamdi bey, aynı zamanda büyük bir Türk arkeologu olup, Arkeoloji alanında yaptığı çalışmalar ve bu bilime önemli katkılarından dolayı bir çok Avrupa ülkesinde kendisine fahri doktorluk unvanları verilmiştir.
    Osman Hamdi Bey’in ilk işi, “ Asar’ı Atika Nizamnamesi “ diye bilinen eski eserler kanununu yenileyerek imparatorluk sınırları içindeki tüm eserleri İstanbul’a taşıtmak olmuştur. İstanbul’da bulunan şimdiki Arkeoloji Müzesi onun zamanında yabancı mimarlara yaptırılmıştır.
    Osman Hamdi Bey’in vefatından sonra yerine kardeşi, Halil Edhem ey getirildi. Onun da değerli çalışmaları ile, o dönemlerde yapılan kazılardan çıkan tüm eserler İstanbul’a getirildi ve müze genişledi.
    Cumhuriyet’in ilanı ile, Müzecilik daha bir önem kazandı ve bu konuda yapılan çalışmalarla çağdaş anlayışa uygun olarak, eski eserlerin çıkarıldıkları yerlerde değerlendirmesi yoluna gidildi.Yurt genelinde yeni müzeler kurularak eşsiz Anadolu medeniyetleri bu topraklarda yaşayan insanlarla tanıştırıldı. Bu çalışmalar günümüzde de önemi artarak sürdürülmekte ve insanlık kendi tarihiyle buluşmanın heyecanına tanık olmaktadır. Ülkemizdeki Müzeler, her yıl on binlerce yabancı turisti de ülkemize çekmek suretiyle hem turizme ve hem Türkiye’nin tanıtımına büyük katkıda bulunmaktadır.
    Müze çeşitleri:
    Arkeoloji Müzeleri: Daha çok kazılar sonucu ortaya çıkan tarihi eser ve bulguların sergilendiği müzelerdir.
    Etnografya Müzeleri: Eski uygarlıklara ait her türlü eser ve bulguların sergilendiği müzelerdir.
    Tarih Müzeleri: Ülkelerin, toplumların tarih perspektifi içinde ürettiği tüm değerlerin sergilendiği müzelerdir.
    Güzel Sanatlar Müzeleri: Daha çok, Resim, Heykel, Müzik alanlarında elde edilen değerlerin sergilendiği müzelerdir.
    Açık Hava Müzeleri: Her türlü ve kapalı mekanlarda sergilenmesi mümkün olmayan değerlerin sergilendiği müzelerdir.
    Bilim Müzeleri: Bilim ve teknolojinin tarih boyunca geçirdiği safhaları ve konuda elde edilen eserlerin sergilendiği müzelerdir.
    Askeri Müzeler: Tarih boyu üretilen, en ilkelinden en gelişmişine kadar silah araç ve gereçlerin sergilendiği müzelerdir.
    Özel Müzeler: Çeşitli alanlarda özel kişilerce açılan ve düzenlenen sergilerdir.
    Türkiye’ deki belli başlı Müzeler:
    http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye'deki_m%C3%BCzeler_listesi
    Osman Hamdi Bey: ( 30 Aralık 1942 / 24 Şubat 1910 )
    15 yaşında hukuk eğitimi için Paris’e gönderilmesine rağmen ünlü ressamların Atölye çalışmalarına katıldı. 1871’ de İstanbul’a döndüğü zaman Saray Protokol Müdür yardımcılığına getirildi. 1881’de İmparatorluk Müzesi ( Müze-i Humayun ) Müdürlüğüne getirildi.Daha sonra, 1883’de Sanayi-i Nefise Mekteb-i Aliye ( Güzel Sanatlar Okulu ) ‘ nu kurarak buranın da Müdürlüğünü üstlendi. 1884 yılında ise önemli bir karar ile, Asar-ı Atika Nizamnamesini çıkardı, böylece eski eserlerin Yurt dışına çıkarılması yasaklanıyordu. Bu karar Türk Müzeciliğinin de önünü açmıştı. Nemrut dağı, Lagina Tapınağı ve Sayda’da kazı çalışmalarında bulundu. Sayda kazılarında, dünyanın başyapıtları arasında yer alan, İskender Lahiti’ni çıkardı. Bu ve benzeri eserlerin sergilenmesi için, 1881 de temelini attığı İstanbul Arkeoloji Müzesini 1889 da hizmete açtı.Aynı zamanda önemli bir ressam olan Osman Hamdi beyin, Kaplumbağa Terbiyecisi ve Silah Tüccarı en çok üne sahip eserlerinden sadece ikisidir.
    Halil Ethem Eldem: ( 1861-1938 )
    Berlin’de biyoloji ve kimya eğitimi almasına rağmen Tarihe ve Arkeolojiye olan merakı onu önce ağabeyi Osman Hamdi beyin yardımcılığına getirdi. Daha sonra Osman Hamdi Bey’in ölümü ile Müze Müdürü olan Eldem, ağabeyinin bıraktığı yerden devamla Türk Müzeciliğine önemli atkılarda bulundu. Didim, Milet, Priene, Sart kazıları ile önemli eserleri müzelerimize kazandırdı. Görevi sırasında, Arkeoloji Müzesinde İstanbul Eski Şark Eserleri bölümü kuruldu. Topkapı Sarayında, Kubbealtı, Arz odası, Paşa, Mecidiye, Bağdat köşkleri ziyarete açıldı. Türk Tarih Kurumunun kurucuları arasında da er alan Halil Ethem Eldem 1938’de bu kurumun asbaşkanlığına getirildi. İstanbul Üniversitesi ile birlikte Leipzig ve Basel üniversiteleri tarafından fahri doktorluk unvanları verildi.
    Kaynaklar: Yakın Tarihimiz ( Milliyet ) / Türkçe Bilgi


    Paylaş Facebook Twitter Google



  2. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.